Adını çokça duyup
bir türlü izleyemediğim bir filmdi Hotel Rwanda. Dün gece seyrek gelen o hisle
hiç diğer dvd’lere bakmadan oturdum karşısına. Konusunu, orasını-burasını
mıncıklamadan kabaca değerlendireyim isterim.
Hotel Rwanda’nın
gerçek bir öyküsü var. Amerika’da veya Avrupa’da bulunmayan topraklarda yapılan
filmler hep daha çok abartılabilindi… Bu yüzden içimde filmin “harika” olduğuna
dair bir his barındırdım. Bir hikayeler kolajı veya kurmaca olsaydı hiçbir
zaman izlemezdim. Eğer birkaç kez Amerikan yapımı, hikayesi gerçek olan film
izlediyseniz ve anlatılan hikayeyi filmin dışında da gerçekten biliyorsanız; bu
tip filmlerde abartılan veya olduğu gibi gösterilmeyen tarafları tahmin
edebiliyorsunuz. Hotel Rwanda’da da böyle sahnelere epey rastladım. Filmi dört
parçaya bölersek, özellikle üçüncü parçasında.
Film, Rwanda’da
içsavaşın patlak verdiği zamanda geçiyor. Oradaki büyük bir otel müdürünün
yaptıklarını, kahramanlıklarını görüyoruz (Don Cheadle başrolde).
Açılış sahnesinde
filme motivasyonum doğrudan düştü. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, film
gerçekten Ruanda’da geçmiyordu. İkincisi, ışık kötüydü. “Black Hawk Down”
filmiyle karşılaştırınca, H.R.’nin teması zayıf kalıyordu (Gerçi o Ridley Scott’un).
Don Cheadle’ın yüzünde patlayan ışık nedeniyle yitirdiğim konsantrasyonumu
yükselttim fakat filme başlarkenki konsantrasyonumu bir daha sağlayamadım.
Filmde anlatım yalın. Daha iyi olabilirdi. Mekanlar kötü. Black Hawk Down’dan
iki gömlek aşağıda, onunla karşılaştırınca “film” diyemeyeceğim bir film
izledim. Yönetmen Terry George, bu güzel senaryonun en kötü tarafıydı (senaryoda
da payı var, keşke öyle kalsaymış). Yine de filmde gördüğüm, Birleşmiş
Milletler’in o dönemki tutumu içimi burktu. Biraz demagojiyle film bittiğinde
iki damla göz yaşı akıttım. Sinemaya “dizinin uzun hali” olarak bakanların
beğenebileceği bir film.
Filmin Notu: 6/10


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder