Hayatın
bir dükkanı olsaydı müdavimlerinden biri olurdum. Aynanın karşısında durup
üzerimdeki pastel-turuncu tişörte bakardım: Omuzları epey sarkmış, içinde
kaybolmuşum… “Bir beden küçüğü var mı?” Lakin tezgahtar daha çok takım elbise
bölümündeki kodamanlarla ilgilenirdi. İlgi çekememek ve üzerime bir şey alma
gereksinimi birleşirdi: “Hmm. Giyilir mi lan bu?” Başta oldurmaya çalışırdım. “Giyilir
lan aslında… Kollarını kıvırırım… Hem biraz bol olsun…” Kararsızca, pahalı
kıyafetlerin arasında gezinip tekrar aynaya gelir, acı gerçekle yüzleşirdim: “Oha,
yok lan çok bol giyilmez bu” Derhal bir tezgahtar aramaya koyulurdum.
Muhtemelen bulunduğum katta bir tezgahtara rastlayamazdım. Aşağı iner, etrafta
tezgahtar aradıktan sonra soluğu kasadaki tezgahtarın yanında alırdım: “Pardon
bakar mısınız? Bunun bir küçüğü yok mu? Pardon!” Tezgahtar isteksizce kafasını
çevirip “Beyefendi yukarıdaki arkadaşlarıma danışabilir misiniz? Ben oraya
bakmıyorum.”

Yürüyen
merdivenler… Başım eğik, yukarıda da çaresizce tezgahtar arayıp, bu sefer yukarıdaki
kasaya giderdim. “Pardon! Bu tişörtün…!” Tezgahtar umursamazdı. O sırada işini
gördüğü adam bana bakıp gülümserdi; aşağılamak için. İnsanın komik bir şey
olmadığında gülümsemesi oldukça yersizdir. Mamafih, insanlar buna bayılır…
Patlardım:
“Yarım saattir bir tezgahtar arıyorum!! O zaman buraya çağırın
arkadaşlarınızdan birini!!” Arkadaşlarınızdan biri… Sinirlendiğimde bunun gibi
gereksiz eklentiler yaparım cümlelerime. Bu küçük ve tesirsiz patlama demin
bana gülümseyen hergelenin egosunu iyice tatmin ederdi. Onun arkasında sıra
bekleyen çift ise aralarında gülüşürdü. Tezgahtar, olabildiğince umursamaz bir
tavırla “Ayhan, Ayhan!” diye seslenirdi uzağa. Ayhan gelir mi, tişörtün bir
küçüğü var mı; bilemem… Yok, sanırım biliyorum. Başka bir renk ve çizgili bir
tişörtün “Medium” bedeniyle çıkardım dükkandan. Turuncu tişörtün bedeni kalmadığı
için mi, yoksa turuncunun bedenini ararken gözüme takıldığı için mi; işte bunu
gerçekten bilmiyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder