Öyleyim yine. Tezer var, Kaan var, Nilgün var, Zafer var.
Gerisini göresim yok. “Merhaba-merhaba”. Oğuz var, onu arada bir görmek daha
iyi.
Yazmak kusmak gibi. Tutsaklık var, özgürlük ve
kaçmak. Galiba hep bunlardan
bahsediyorum. Çünkü o kadar da zor değil özgür olmak. Bir sözcüğe bakıyor
daima. Kısa sözcükler. Dağarcığa çabuk yerleşen sözcükler. O sözcükleri köpeğim dahi
biliyor. “Gel”, “Dur”.
Pavese var, Plath var.
Ben bu filmi izlemiştim. Üstelik beğenmemiştim. Kanalı
değiştirebiliyor muyum? Filmi kapatabiliyor muyum? Tüketmekle alakası var mı
bunun? Sanmıyorum. Balinalara sordum.
Aslında balinalar intihar etmiyormuş, yön duyguları
yitiyormuş. Öyle diyor bilim insanları. İntihar etmek bu.
Bir yere kapatmışlar beni. Duvarı yumrukluyorum. Çay
kaşığıyla oyuyorum. Kar etmiyor. Çakmak çakıyorum. İs kaplıyor. Çöküyorum
dibine duvarın. Ağlıyorum. Benim için yazmak bu, yaşamak bu.
Bir makinayım. Solunum cihazı… İzliyorum
bitkisel hayattaki beni. Konuşmuyorum onunla. Beni duyduğuna inanmıyorum. Eli
çok soğuk. Tutamıyorum.
Belki yıllar geçer aradan. Biri sorar, “Yahu sen neden
yaşayamadın?” Ne derim bilmiyorum. Kaçırırım gözlerimi. Kalkıp gitmek isterim.
Dönemem, ben böyleyim.
Ufak bir kasaba düşledim hep. İçinden geçen nehre
saatlerce baktığım köprülerinden. Kağıt oynarken, batan güneşten kaçamadığım.
Havası “bisikletlik” mütemadiyen. Top sahasında kimsenin olmadığı… Bulamam orayı. Bulamam. Yitirdim yön duygularımı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder