18 Eki 2012

Keras


         Yanımızdan, hatta belki benim kederimden, belki senin heyecanından orada sen yoktun o zaman: Yanımdan deniz geçiyordu boğaza doğru. Hava köşesine çekilen bir kaplumbağa misali kapamıştı kendini. Bu mevsimde doğaldı… O gün o koca kentte, muhabbetlerin karadan yürütüldüğü anlarda bile sorgulanmadı bu yüzden. Biraz fazla azadeydi herkes. Mesela Tophane’de, eşyayı yüklerken kamyonete, “derdin ne?” dedi nakliyatçı birine. Sonra ardını pek dinlemeden iki kerede çalıştırdı emektarı gitti.

Yan masadan bir çay kaşığı kekeletti düşüncemi. “Sen şeyi okudun mu?” dedi. Bu, muhtemelen son esnasıydı aklımın. Diyalog kellesini alacaktı monoloğun. Hem de ne ihtişamla… Birkaç masalın bir arada yer aldığı masal kitabımdaki cellat gibi, önce heybetli bir tur attıracaktı baltaya, balta baltalığını boynumu geçip “küt” sesini çıkarınca kanıtlayacaktı tahtada. Sahi o tahtanın bir ismi var mıydı? O masal kitabında o korkunç celladın ne işi vardı? Cellatlar devlet memuru muydu? Tahtanın ismi neydi? Kesin ismini bilip sürekli kullanan bir ihtiyar vardır. Hep şöyle oluyordur “Cemal de sanki hötöş tahtasındaymış gibi yapıyor canım” “Hötöş tahtası mı?” “Hani üstünde kafa kesiyor ya cellatlar yahu (o kadar bilgiyim ki, bu benim için çok sıradan, sen nasıl bilmezsin, ben bilirsin sanıyordum, hayret, bende daha neler var, vs…)”

-Eee, Flaubert’in kitabı ya.
-Madame Bovary?
-Heh. Evet!
-Cık.
-Neden?
-Fazla gerçekçi. Rahatsız oluyorum okurken.
-Ama şey çok güzel değil mi?
-Okumadım.
-Başlamışsın ama böyle dediğine göre. Başındaydı diyeceğim yer kitabın...
-Sonunu okudum.
-Niye?
-Bilmem.
-Hatırlıyor musun peki sonunu?
-Hatırlasam yaşayamazdım.
-Sen de hiçbir şeyi hatırlamıyorsun okuduğun.
-Hatırlasam yaşayamazdım.
-Aman. Bir cümle bulmuşsun iyi ki.
-Ben bulmadım.
-Kim buldu?
-Bir kitapta yazıyordu.
-Hani hatırlamazdın okuduklarını… Hangi kitapta?
-Bu kitapta.
-Nasıl?
-Bunları yazdığım kitapta işte…
-E tamam o kitabı sen yazmadın mı?
-Ben mi yazdım?
-… Hep böyle misin?
-Cık.
-Sence mutlak doğru diye bir şey var mı?
-Var.
-Nedir mutlak doğru?
-Ölecek…

         “Ölecek olmamız” diyecektim, karşı kaldırımdan; çaprazımdan, hayatımda gördüğüm en yaşlı adam geçiyordu elinde oltayla.

-Ne?
-Yok galiba.
-Bence var.

         Kafasını çevirip yaşlı adamı gördü…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder