Tepemizdeki siyah lamba sadece masayı
aydınlatıyor. Masa, açık meşe rengi, dikdörtgen ve büyük. Üzerinde örtü yok,
Amerikan servisler var. Yerler beyaz, küçük olmayan karelerden oluşuyor. Güzel
bir et yemeği yemişiz. Şarabın ikinci şişesi. İlk şişe Yakutmuş, ikincisi Güney
Afrika Şarabı. Açarken Göktuğ dalga geçiyor hatta. Bundan sonraki yarım saat
Güney Afrika takıntısı olacak. Dibini dolduruyoruz kadehlere. Burcu ve Derya
istemiyor. Burcu solumda oturuyor, onun solunda; masanın başında Kutay, Burcu’nun
karşısında Derya, benim karşımda Göktuğ. Göktuğların arkasında masayla aynı renk, masadan daha uzun kocaman bir büfe var. Bizim arkamızda tezgah. Sigara yakıyoruz. Burcu ve Derya yine
bize katılmıyor (bereket). İlk yudumu aldıktan sonra içim ısınıyor iyiden
iyiye. Sol elim Burcu’nun ensesine gidiyor. Küçük küçük dokunuyorum. Sigaramı
havaya üflüyorum. Kutay kısa bir espri yapıyor, çok gülüyorum. Gülüyoruz. Bir
gün de “şunu” (konser, gezi vs.) yapalım diyoruz. Sözleşiyoruz. Sonra dostlar
gidiyor. Vedalaşmışız ama Derya’nın ayakkabısı kapıda nazlanıyor. Göktuğ buna
dair birkaç şaka yapıyor. Masayı kabaca topluyoruz. Sevgilimin dudakları şarap
kokuyor…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder