9 Eki 2012

Şarabi


         Tepemizdeki siyah lamba sadece masayı aydınlatıyor. Masa, açık meşe rengi, dikdörtgen ve büyük. Üzerinde örtü yok, Amerikan servisler var. Yerler beyaz, küçük olmayan karelerden oluşuyor. Güzel bir et yemeği yemişiz. Şarabın ikinci şişesi. İlk şişe Yakutmuş, ikincisi Güney Afrika Şarabı. Açarken Göktuğ dalga geçiyor hatta. Bundan sonraki yarım saat Güney Afrika takıntısı olacak. Dibini dolduruyoruz kadehlere. Burcu ve Derya istemiyor. Burcu solumda oturuyor, onun solunda; masanın başında Kutay, Burcu’nun karşısında Derya, benim karşımda Göktuğ. Göktuğların arkasında masayla aynı renk, masadan daha uzun kocaman bir büfe var. Bizim arkamızda tezgah. Sigara yakıyoruz. Burcu ve Derya yine bize katılmıyor (bereket). İlk yudumu aldıktan sonra içim ısınıyor iyiden iyiye. Sol elim Burcu’nun ensesine gidiyor. Küçük küçük dokunuyorum. Sigaramı havaya üflüyorum. Kutay kısa bir espri yapıyor, çok gülüyorum. Gülüyoruz. Bir gün de “şunu” (konser, gezi vs.) yapalım diyoruz. Sözleşiyoruz. Sonra dostlar gidiyor. Vedalaşmışız ama Derya’nın ayakkabısı kapıda nazlanıyor. Göktuğ buna dair birkaç şaka yapıyor. Masayı kabaca topluyoruz. Sevgilimin dudakları şarap kokuyor…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder